Bugün 9 Eylül. İzmir’in kurtuluşunun yıl dönümü. Eğer İzmir kurtarılmasaydı, kadınların ve çocukların ne hâlde olacağını hayal edin şimdi, edemediniz mi? Fotoğrafa bakın! Bugün, bu ülkenin dört bir yanında hâlâ kurtarılmayı bekleyen kız çocukları var. Narin yalnızca biriydi!

Diyarbakır’da, daha sekiz yaşında küçücük bir çocuk, Narin… Tabutunun üzerine bir gelin duvağı serildi. Oysa o tabutun üzerine gelin duvağı değil, okul önlüğü konmalıydı. Çünkü Narin’i öldüren o tarifsiz karanlık, cehaletin ve eğitimsizliğin ta kendisiydi!

Bu, bir çocuğun sadece bedenen öldürüldüğü bir hikâye değil. Bu, bir ülkenin (yalnızca kız çocukları değil erkek çocukları da aynı tehlikede) çocuklarını tehdit eden bir hikayedir. Narin’in ablası, ‘merdivenden düşerek’ ölmüş. Otopsi bile yapılmamış. Bir başka akrabası intihar etmiş. Bir diğeri, intihar girişiminde bulunmuş ve felç kalmış. Peki duymadığımız diğer hikayeler?

Bugün İzmir’in kurtuluşunu kutlarken şunu sormalıyız: Atatürk’ün bize bıraktığı Cumhuriyet’in değerleri, kız çocuklarının özgürce okuyup kendilerini gerçekleştirebilmeleri için değil miydi? Cumhuriyet, kadınların, çocukların özgürlüğünü teminat altına almak ve eğitimin ışığıyla karanlıkların kovulması için kurulmadı mı? Ama şimdi, o karanlık yeniden üzerimize çöküyor.

Bir yanda, çocuklarını kuran kursuna gönderecek kadar ‘dindar’ ama öldürdükleri çocukların yanına kuran koyacak kadar da ‘Allahsız’ olanlar var. Çuvalı dere kenarına atıp “namaz kıldım, aramaya çıktım” diyen var. Bu hangi din? Kimin dini? Kim yazdı bu dini?

Efendiler! Gazi Mustafa Kemal Paşa, ömrünü boşuna bağımsızlığa, bilime ve Cumhuriyet’e adamadı. İzmir’in dağlarında çiçekler boşuna açmadı! Çiçekleri bilerek, bir bir, yavaş yavaş koparıyorlar! Okul önlüklerini kaldırıp, çocukları gelin ediyorlar, görmüyor musunuz? Cumhuriyet’e ve onun kazanımlarına sahip çıkmazsak, üzerimize çökecek karanlığı fark etmiyor musunuz?