Kürkçü dükkânına döndüm yine, bir ayda Dörtyol’a ikinci gelişim. Ne zaman nefes alamasam ya da ne zaman önemli bir karar eşiğinde olsam Dörtyol’a gelirim. Dörtyol’a her gelişimde sanki ilk kez gelmiş gibi değerlendirme yapar bazen yazar bazen fısıldarım.

Geçen hafta bir iş yerinde yemek yerken karşımda oturan bir dostumun tabağında zeytin vardı, öğlen yemeğinde başka kahvaltılık yok ama zeytin var. ‘abi zeytin neden? ‘diye sordum. Verdiği cevap sanırım benim Dörtyol sevdamın özetiydi; Nagihan dedi; ‘biz küçükken çok fakirdik, bir zeytini iki üç lokmada yerdik, yıllar geçti artık çok şükür hepimizin maddi durumu iyi ama babam bize vasiyet etti her yemekte bir tane de olsa zeytin yiyin, geldiğiniz yeri, üç lokmada yediğiniz zeytin tanesini unutmayın diye’ dedi.

İşte Dörtyol; benim boğazımdaki zeytin tanesi…

Düşündünüz mü bu kadar fabrika varken, bu kadar sanayileşmiş bir şehir iken nasıl bu kadar gelişmediğini? Ya işsiz ya yok yere (büyük şehirde –büyük- insanların bir akşamlık yemek parası kadar) aldıkları –sigortasız- maaşlarla çalışan bu ülke vatandaşlarının olduğu memleket…

Gelişmemek bir şehrin kaderi olmamalı, beyin göçü vermek bir şehrin kaderi olmamalı! Evlatlarınız bu kadar mı değersiz ki bunca yoklukla büyüttüğünüz çocuklarınızı başka şehirlere gönderiyorsunuz, çocuk torun hasreti çekiyorsunuz, Gençler hayatınız bu kadar mı uzun ki aile büyüklerinizin yaşlandığını, çocuklarınızın anneanne-babaanne-dede-sülale- gelenek görenek bilmeden/görmeden büyütüyor; yaşıyorsunuz.

Öyle bir memleket ki; memlekette ‘referanssız’ işe girmek imkansız! Referansınız varsa referansınızın üstünde bir referans varsa yine işe girmeniz imkansız. Vasfınız, eğitiminiz, karakteriniz, kişiliğiniz,çalışkanlığınız kimsenin umurunda değil böyle bir çağ böyle bir memleket. Yıllarca okuduğunuz okullar, akıttığınız terler babanızın annenizin ayağındaki yırtık ayakkabı kimsenin umurunda değil. Yıllarca okuyup siyaseten atanmış müdürlerin, yöneticilerin, siyaseten iş sahibi olmuş yol yordam bilmeyen, usul erkan bilmeyen iş insanlarının emri altında çalışmaya mecbur değilsiniz!

Memlekette hastane çökmüş, belediye çökmüş, büyükşehir çökmüş, hizmet çökmüş, yollar çökmüş, hayvan hakları yok, iş yok, yardım yok, araba park edecek yer yok, sosyal aktivite için alan yok, kültürel faaliyet yok, kişisel gelişim yok… Şov var, fotoğraf var, gösteriş var, makam var, dernek var, herkes Başkan ancak bir adım yok… en acısı da ya yokluğunun farkında olan yok, ya da ‘kral çıplak’ diyen yok.  Ses çıkartan,çözüm üretmeye çalışan farkındalık sağlamaya çalışan, DNA’sı bozulmamış bir azınlık var, onları da gören yok duyan yok.

Bir zaman bir toplantı masasında Dörtyol için hazırladığım projeleri ve hangi teşviklerle finanse edeceğimi, kaç personel istihdam edeceğimi, kaç girişimciye ekmek kapısı olacağını anlatırken; yayılarak oturan ve gülerek dinleyen, dinlerken kafa sallayan müdürler! Sizi de unutmadım ve unutmayacağım. Ailelerinizin, sizlerin ve sizlerin çocuklarının yaşadığı/yaşayacağı bu memlekete ihanetinizi bir gün isim isim yazacağım. O oturduğunuz makamları, arkanızda zannettiğiniz dayılarınızı bir gün herkes bilecek ve tanıyacak! Bu canımın özü memleket siz ve sizin gibi bozuk zihniyetler nedeniyle gelişmedi, gelişmiyor! Bu memleketin çocukları, onların çocukları ve aileleri sizin yüzünüzden bırakın refah seviyesinde bir yaşamı, yaşamayı becerebilmek için alın teri döküyorlar!

06.07.2020

http://www.ilkkursungazetesi.org/yazarlar/nagihan-cengiz-celebi/ya-yol-acin-ya-da-ayagimizin-altindan-cekilin/1190#.YlJ-OKQkruE.whatsapp