Helikopterler geziyordu şehrin üzerinde. Meraklı bakışlarıyla halk, endişe içinde sokağa dökülmüştü. Öyle ya, aynı anda bunca ses ve bunca helikopter ancak kötü haber getirirdi.
Ellerini alınlarına koymuş, her yaştan büyüklü küçüklü insan topluluğu gökyüzüne bakıyordu, alın çizgileri belirgin ve gözler kısılmış.
Baloncu; rengarenk balonlarını, hepsi aynı renk iplere bağlamış, ipi sıkı sıkı tutarken bir yandan balonları kaçmasın diye uğraşırken merakına da yenik düşüyor gözlerini gökyüzünden ayıramıyordu.
Kaçmak mı gerekirdi? Ne bilsinlerdi? Radyodan anons edilen zamanlar olsa, İstanbul Türkçesi ile bir sunucu o tok sesi ile “kara haber” verse mesela, ne yapacaklarını bilirlerdi. Ama bilmiyorlardı… Bir anda kapakları açıldı helikopterin… İçinden bir halat sarktı ve halattan ağlardan yapılmış ağzı büzülmüş devasa çuvallar savrulmaya başladı helikopterlerin rüzgarında… Önce baş döndüren bir koku sardı tüm şehri, ardından gökyüzünden küçük beyaz yapraklar yağmaya başladı. Evet küçük beyaz yapraklar kar tanesi gibi. Elini uzatıp yakalayanlar gördükleri şey karşında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Saçlarına portakal çiçeklerinden taçlar düşmüştü sanki kadınların….
…..
Hayal etti balkonunda oturup, hiç kır çiçeği olmayan bahçesine bakarken. Dörtyol da olsa, gelincik tarlaları mı dersin, portakal çiçeği mi, uçurtmalar mı, bayramlar seyranlar gelin alayları mı… Sokağa çıkma yasağı ilan edilseydi mesela ve pandemi olsaydı dışarıda, her sene Nisan ayında portakal çiçeğinden kolye yapmak için Dörtyol ‘a giden Nagihan bu sene gidemeseydi, helikopterden bir kapak açılsaydı ve portakal çiçekleri saçılsaydı Ankara’ nın dört bir yanına, Dörtyol gibi kokar mıydı her yer?
Portakal çiçekleri açtı, ben kahrımdan ölmek üzereyim. Dörtyol’ un en güzel zamanını kaçırdım. Bana bir Nisan ayı borçlusunuz, sorumluluğunu yerine getirmeyen herkes!
Sevgili ailem, sevgili dostlarım, güzel memleketim ; “tek canınız sağ olsun da yel essin sağlık haberiniz gelsin…”
coronogünlüklerinde
pandemigünleri
Ankara
Nisan/2020

